Celipe'den Havadisler


Uzun ve yağmurlu bir kışın son demlerinden bildiriyoruz;  yoğun geçen, koşturmacalı, bazen güneşli bazen gri ama diğerlerinden farklı bir kış. En son günler süren yılbaşı eğlencelerinden bahsetmiştik. O günden bu güne bir sevgililer günü, bir kışa veda karnavalı bir de bizim de organizasyonunda yer aldığımız 8 Mart eğlenceleri  oldu ki bunların hepsi  aslında başka yazıların konuları. Özetle bolca etkinlik var buralarda ama gelip görmeniz gerek, biz ne kadar anlatsak da görmeden anlaşılamıyor.

İşin doğrusu kış aylarında Türkiye’den pek turist gelmiyor buralara. Daha doğrusu kış turizmi için gelmiyor. Oysa ki ülkenin kuzeyi inanılmaz doğal güzelliklere ve karlı dağlara ev sahipliği yapıyor. Doğu Alp Dağ Sırası buradan geçiyor bildiğiniz gibi, ülkenin adı bile Karadağ, gerisini siz düşünün artık.  Ama bizim turistimiz deniz seviyor, hiç eğitim sistemiyle alakası olmasa bile okullar kapanınca tatile çıkıyor ve kalabalık turlara çıkanlar ne yaptıysa ya da ne yaptığını anlattıysa onu yapmayı tercih ediyor.

Ama bizim hala bunu değiştirmek için umudumuz var; bu sonbahar sizleri ülkenin kuzeyine götürmeyi planlıyoruz.  Dünyanın 2. en derin kanyonuna, Avrupa’da kalan son yağmur ormanına, 3 Ulusal Park’a,  doğa yürüyüşlerine, hiking parkurlarına, bisiklet yollarına, gerçek Balkan mutfağına... Kısaca doğaya ve huzura. Yani kesinlikle turistik değil. Beraber yollar yürümek, gece yıldızların altında sohbet etmek, çocuklar gibi iplere tırmanıp bisiklete binmek için. Zipline ile kanyonu geçmek, en yüksek gözlem noktasına tırmanmak, rafting yapmak  ve tabii ki salıncak kurup sallanmak için. Acele etmeden, telefonlardan kafamızı kaldırarak, yardımlaşarak ve yaşadığımız anı paylaşarak.


Biz planlar yapmaya başladık, en uygun tarihleri saptamaya çalışıyoruz. (En uygun uçak bileti, konaklama ve ulaşım masrafları v.s.) Siz de takviminize bir not düşün şimdiden.  Sonra vay ben bilmiyordum, vay benim haberim yoktu demeyin. Önerilerinizi de yazın lütfen; mümkün olursa programa katalım, gerçekleştirmeye çalışalım.  Örneğin belki bir yoga hocası katılır aramıza, sabahları göl kenarında yoga yaparız ya da bir dans hocası buluruz dansa merak sararız. (Kuzeyde bir tango okulu bulmuştuk geçen ziyaretimizde, belki bu sefer onlarla da buluşuruz).  Biz çok heyecanlıyız şimdiden, umarım teklifimiz karşılığını bulur. Biz gidiyoruz Edi'yle Büdü olarak zaman zaman, ama bazı şeyler gerçekten biraz kalabalıkla güzel oluyor, öyle kuru kalabalık değil tabii ki, bunu tercih etmiş bir kalabalıkla. Her yaşanmışlık kendine bir şahit arıyor bu hayatta...

Bugünlerde yoğunuz demiştik başlangıçta, biraz da onu anlatalım:  Burada yeni bir hayat kurmak için gelenler var. Kimisi ev alıp yaşamaya başlıyor, hayat yaşanarak öğrenir ekolünden. Kimisi biraz daha temkinli, bir iki yıllık bir programın ilk adımlarını atıyor. Kimisi yalnızca bir acil durum seçeneği olarak planlar yapıyor.  Kimi ise yalnızca yatırımcı, herkes buraya geldiğine göre bir bildikleri vardır diyenlerden.

Ev almak yerine şirket kurmayı tercih edenler de var tabii ki, özellikle daha genç olanlar. Akıllarında bazı iş fikirleri ya da hayalleriye. Bazı sektörlerde yoğun tecrübesi olanlar var aralarında. Bazısı yaptığı işle gelmek istiyor, kimisi her şeyden bıkmış, hazır hayatı değiştiriyorken arada işi de değiştireyim diyenler var.  Ooo ben burada herşeyi yaparım öz güveninde olan da var, dil bilmiyorum, çocuklarım var, zor olmaz mı tedirginliğinde olan da.

Yani biz burada tekrar tekrar yeni hayatlar kuruyoruz. İnsanlarla tanışıyoruz, hikayelerini dinliyoruz, geldikleri yerleri, onları ordan kaçıran sebepleri anlamaya çalışıyoruz. İçinde bulundukları durumlarla empati kurmaya çalışıyoruz. Sonuçta kimse durup dururken düzenini bozup yeni bir hayat kurmaya çalışmaz. Biz de çok yakın zamanda benzer yollardan geçtik ve bu süreçte yanımızda olanlar ve olmayan oldu, bunun ne kadar önemli bir ayrım olduğunu yaşayarak öğrendik.

İnsanları kandırmanın her türlüsü kötü ama yeni bir hayat kurmaya çalışan insanları kandırmanın, daha başlangıçtan onların umutlarını kırmanın affedilemez olduğunu düşünüyoruz. Biz hala kendimizi tüm kötülüklerden ve kötülüğe kızıp kötüye benzemekten korumaya çalışıyoruz. Sizi de elimizden geldiğince korumaya çalışıyoruz haliyle. Olası sorunları ön görmeye çalışıyoruz, bazen kendi aramızda şeytanın avukatlığını yaparak tartışıyoruz, haddinden fazla iyi önerilere şüpheleniyor, fazla cazip tekliflerden uzak durmaya çalışıyoruz. Yani doğup büyüdüğümüz coğrafyadan bize miras kalan tedirginliği, iyi amaçlar uğruna kullanmaya çalışıyoruz. Bazen sizi sizden bile korumamız gerekebiliyor. Bazen fazla cesur olanların aklına bir soru düşürmeyi, bazen de  fazla tedirgin olanların ihtiyacı olan motivasyonu sağlamayı kendimize bir borç biliyoruz.


Aslında danışmanlıktan anladığımız ne varsa onu yapmaya çalışıyoruz. Sizi anlamaya ve bu ülkeye adapte olmanızı sağlamaya çalışıyoruz. Başka türlüsü kahinliğe girer zaten. Hatta en eski kahinlik merkezi olan Delphi tapınağının girişinde de “Kendini bil” yazar. Özetle cevap dengeyi sağlamak ve kendini bilmekte!

Sizlere yardımcı olmaya çalışıyoruz, buraları keşfetmenizde, yeni hayatlar kurmanızda, yatırımlar yapmanızda v.s.  Ama geleneksel anlamda profesyonel bir işletme olmadık hiçbir zaman ve olmayacağız da. Yani parasını vermeyi ya da vermemeyi öneren herkes ile iş yapmıyoruz.  Kendimizce bazı kriterleri tutmaya çalışıyoruz. Bunu hem kendimiz hem de bize güvenen herkes adına yapmayı zorunlu buluyoruz.  Gerçekten hayatını değiştirmeye çalışan ve bizden yardım talep eden insanlarla iş yapmayı daha doğru buluyoruz. Sonuçta onlarla bir yolculuğa çıkıyor ve onlarla beraber herşeyi yeniden gözden geçiriyoruz.

Bizlerin de vakti ve konsantrasyonu sınırsız değil haliyle; bu sebeple bazı koşullar koyuyoruz. Örneğin bir ön görüşme ücreti talep ediyoruz (50 Euro). Evet bizim de yaşamak için para kazanmamız gerekiyor ama takdir edersiniz ki sizlerden bu 50 euroları toplayarak hayatta kalmıyoruz. Asıl amaç, gerçekten birşeyler yapmak isteyenlere daha çok vakit ayırabilmek  ve şimdiden çok faydasını gördük diyebiliriz. En azından siz geçen yıl ne kadar kazandınız gibi sorularla daha az muhatabız diyebiliriz. Kaçak-göçek iş yapmak isteyenlerle çalışmıyoruz örneğin. Orada gibi göstermeleri, varmış gibi kaydetmeleri yapmıyoruz. Bir de kaçtığımız insan prototipiyle görüşmüyoruz; cinsiyetçi, ırkçı, ataerkil, şiddete meyilli v.s. siz anladınız nasıl insanlardan bahsettiğimizi.



Burada durumlar böyle işte. Biraz ciddi, biraz eğlenceli. Bazen karamsar bazen pırıl pırıl güneşli. Bazen o kadar güzel şeyler oluyor ki burada, anlamak için yaşamanız gerekli. Örneğin 8 Martta çocukların annelerine verdikleri hediyeleri ya da kışa veda karnavalındaki yaşlı teyzelerin ağaç kostümü giymiş hallerini görmeniz gerekli.  Başka bir hayat için buraya gelen bizlerin buradan öğrendiği çok şey var, hayatımıza katılan çok şey... Ama beraber mutlu olmak istiyorsak bizim de bu resme bir şeyler katmamız gerekli.

Son bir ricam var sizlerden, eğer ki varsa aranızda buraya göçmeye niyetli:

Var olan meziyetlerinizle buraya gelin. Hayal kurun ve hayallerinizle gelin. Yalnızca kazanmak ve harcamaktan ibaret bir hayat için değil, üreten ve güzelleştiren bir hayat için gelin. Tek başınıza bir şeyler yapmaya çalıştığınız değil, hep beraber birbirimizi güçlendirdiğimiz planlarla gelin. Ordan neler alabilirim ya da neleri satabilirim ile değil, oraya neler verebilirim ve neler kazandırabilirim ile gelin.

Kendinizi sınırlandırmayın, otosansürlere, genel geçer doğrulara bağlı kalmayın.  Bir kültür merkezi kuralım buraya beraber, bir dans okulu kuralım, bir tiyatromuz olsun birbirimize kendi dillerimizi öğrettiğimiz. Müziklerimizi tanıyalım karşılıklı. Çok dilli bir kütüphane kuralım beraberce.
Mutfağımızı paylaşalım, el becerilerimizi.

Toprağı işleyelim, ortak yaşama deneyimleri geliştirelim; ama öyle turiste göstermelik sahte organik yaşam alanları değil, en gerçeğinden .

Teknisyenler gelsin, marangozlar, tesisatçılar, tamirciler. Ortak bir platform oluşturalım. Hem burada birbirlerine destek olup hem de yerel halkla usta çırak ilişkisine girip kaynaşabilsinler.

Doktorlarımız gelsin tabii ki. Bu halkı, tedavi olmak için, diğer ülkelere gitmekten kurtarsın.

Eğitimciler gelsin, ama kendini frenleyip bakkal dükkanı açmak için değil J. Belki bir uluslararası bir okulun temelini atmak için.

Sporcular gelsin, antrenörler ya da sadece spor heveslileri. 

Bloğu takip edenler bilir, bir spor kulübü kurma çalışmalarım devam ediyor ağır aksak da olsa. Az kişiyle ve bunu deneyen ilk insanlar olunca biraz yavaş oluyor haliyle.

Shakespeare ve Brecht ile ilgili bir takım projelerim var ufaktan başladığım, İpek'in çocuk gelişimiyle ve dansla ilgili projeleri var bir de, olur da ilgisini çeken varsa bekleriz. 

Özetle güzelleştirmekten yana kim varsa; tüm güzelliğiyle, saklanmadan, sınırlanmadan gelsin.

Hadi bir el atın da kaldıralım beraberce.
Güzel haberlerinizle beraber, görüşmek üzere.






Uzun bir yılbaşı tatilinin ardından!

Photo Credit: Vijesti

İnanır mısınız bilmem ama 24 Aralıkta başlayan yılbaşı tatili anca 9 Ocak itibariyle sona erdi. Başkası söylese inanır mıydık bilmem ama biz bizzat yaşadık. Öyle atanamamış müfettiş tavırlarıyla gözlemleyerek değil hem de, araya karışıp her anını yaşayarak. Zaman zaman canlı yayınlarla paylaşmaya çalıştık ama asıl bize kalanları paylaşmazsak olmaz!

Ülkenin çalışmaktan hoşlanmadığı kocaman bir gerçek, zaten kimse saklamıyor bunu. Ama bu uzun tatilin tek sebebi, zannedildiği gibi yalnızca bu değil. Katoliklerle Ortodokslar farklı tarihlerde Christmas kutluyorlar bildiğiniz gibi, (25 aralık- 7 Ocak) Julyen takvim karışıklıkları işte. Arası çok yakın olan bu iki tatili, ortalarında da yılbaşı (1 Ocak)  olmasını fırsat bilerek birleştiriveriyorlar. Ama bunun altında yatan sebep kurban bayramını 9 güne birleştirmek gibi bir şey değil. Kimin Katolik, kimin Ortodoks olduğunun anlaşılmamasını sağlamak!
Bunu bilmek bile, güne güzel başlamak için yeterli bizce. Yüzyıllar boyunca birbiriyle savaşmış mezheplerin ve hatta dinlerin, yaşadıklarından ders çıkararak, bir ortak yaşama kültürü oluşturmasının ve bunu gündelik hayata uygulamasının en güzel örneklerinden biri. Daha önce anlatmıştık, bu ülkede birine dinini sormak büyük ayıp kabul ediliyor diye. Herkesin inancı kendine en özet haliyle.  

Şimdi gelelim eğlencelere;

Her şeyden önce şehirler süslendi tabii ki. Belediyelerin tatlı rekabetiyle her şehre sahneler kuruldu. Konser programları organize edildi. Ama rekabet olsa da uyum gözetilmeye devam edildi. Bir şehirde pop konserleri varsa örneğin, diğer bir şehirde rock grupları sahne aldı.
Çocukları eğlendiren palyaçolar, Halk müzikleri, tribute bandler, dj ler, çocuk koroları, klapa sanatçıları birbirini izledi.
Kısaca genci yaşlısı, cazcısı rockçısı, kim ne seviyorsa ona ulaştı bir şekilde.







Christmas Marketleri kuruldu, el işi,  ev yapımı, kim elinden ne geliyorsa yaptı, pazara çıkardı.
Kışın olmazsa olmazı sıcak şaraplar, pişmiş rakijalar ikram edildi.

Meydanlar doldu boşaldı sürekli. Kimi saatlerde çocuklu çiftler ağırlıklı oldu, bazen orta yaşlılar doldurdu her yanı, bazen ergenler. Dini günlerdeki ailece yenilen yemekleri saymazsak, kimse evinde oturmadı özetle. Kimi geceler sakin ve huzurlu geçti, kimi geceler müzik hareketli olsa da seyircisi utangaç çıktı. Ama bazı geceler oldu ki, bu halk ,9-8 liğe yabancı olmayanları bile şaşırttı.
Özetle günler boyu süren kocaman bir festival alanı gibiydi ülke. Üstelik hedef kitlesi herkes olan, ücretsiz bir festival!

Photo Credit: Ilija Peric
Bazı geceler iğne atsan yere düşmezdi. Genç yaşlı, kadın erkek, bebek çocuk… öyle bir kalabalık. İçkiler içildi ki bilen bilir Balkanlarda nasıl içki tüketildiğini.
Sonuç: Ne bir taciz, ne bir kavga, ne bir taşkınlık. Birbirine sesini yükselten, bunu yalnızca selamlamak için yaptı. Kimsenin yüzü asılmadı, kimse kimseye nefret dolu gözlerle bakmadı. Omuz atılmadı kalabalıkta yol açmak için. Sevgililer birbirini koruma telaşına kapılmadı. Çocuklar özgürce koşturdu ortalıklarda, evcil hayvanlar hiç eksik olmadı. Kadınlar gece geç oldu diye evlerine saklanmak zorunda kalmadı. Kimse alkolden güç alıp bilinçaltını sokaklara saçmadı.

Photo Credit: Vijesti


Burada doğup büyüyen biri için haliyle çok normaldi. Olması gereken buydu, belki farkına bile varılmadı. Ama bizim için, burada yaşamaya başlayalı neredeyse 3 yıl olmasına rağmen hala inanılmazdı.
İnsanın insanla bir arada yaşayabilmesine şaşırmak da bize yapılmış en büyük kötülük olsa gerek. Aslında buraya göçüşümüzün temel nedeni tam da bu noktada saklıydı.



Tüm bu yaşananları ne sağladı hala tam anlamıyla açıklayamıyoruz. Yaşanmışlıklardan çıkarılan dersler, yakın dönemde yaşanan bir savaş, iyi eğitim, aile terbiyesi, küçük yer dinamiği, tembellik, kapitalizmden nispeten uzak kalmış olmak, dini iyiye yönelik yaşamak her neyse.

Photo Credit: Bokanews

Beraber yaşamayı böylesine güzel kılan ne varsa, bizler için çok önemli ve büyüleyici.
Umarız böyle kalmaya, hatta farklı kültürlerin katılımıyla daha da güzelleşmeye devam eder.

Photo Credit: Bokanews
Sizin için de nefes almak zorlaşmaya başladıysa, aklınızın bir köşesinde olsun buralar, ancak bir şartla!
Lütfen doğduğumuz toprakları yaşanmaz hala getirenlerin aslında bizler olduğunu unutmayın. Demek ki değişmesi gerekiyor bir şeylerin. 

Gelin ve buradaki yaşantının arasına karışın, bir şeyler üretin, ilişkiler kurun, deneyin, tecrübe edin. Önyargı ve kurnazlık işin kolayı, kolayına kaçmayın. Bozulma çok basit, entropi kainatın kuralı. Bunun parçası olmayın.
En bunaldığınız günlerden birini aklınızda tutun, buna sebep olan ne varsa bulmaya çalışın. içinizden kötüye meyletmek geçerse bunu hatırlayın.

Lütfen bunu ukalalık olarak yorumlamayın, aslında bir tür şaşkınlık.
Yıllar sonra tedirgin olmadan sokaklarda dolaşıyoruz, bunu korumaya ve bunun güzelliklerini anlatarak çoğaltmaya çalışıyoruz. Üstelik bunu huzuru hayal meyal hatırlayanlar ve bunu hiç yaşamadan kaosun içine doğanlar için yapmaya çabalıyoruz.
Neyse uzatmayalım, siz de benzer şeyler yaşıyorsanız, zaten ne demek istediğimizi anladınız.


İşte böyle girdik yeni yıla, tatiller bitti ve tekrar tam gaz çalışmaya başladık. Tatil iyi geldi Celipe’ye, çok dinlenememiş olsak da umut dolduk aslında. Hala beraber yaşamanın mümkün olduğunu gördük, insanın doğasında kötülük olmadığına inandık.
Daha çok çalışmamız lazım, (böyle motive olduk), iyi insanlara, iyi hayatlar kurmalarına aracı olmak için.  Mutluluğu çoğaltmak için…İyilikle kalın!
Photo Credit: Kodex



Yeni Yıl Yaklaşırken...

Uzun zamandır yoğunluktan yazamadım sizlere. Başımıza gelenleri Instagram'dan biraz olsun paylaştım; takip edenleriniz biliyordur. Kısa bir özet geçeyim:

Şahane bir yaz sezonu geçirdik. Celipe'nin misafirlerinin yanı sıra, Türkiye'de birçok firma tarafından satışa sunulan Montenegro turlarının 10 tanesine rehberlik yaptım. Rehberlik yapmayı çok seviyorum çünkü hayatım boyunca belki de hiç karşılaşamayacağım insanlarla tanışıyor, buraları birlikte keşfediyoruz. Herkes renk renk... Her misafirden yeni şeyler öğrendiğim gibi, onlardan gelen her soru bana yeni yollar açıyor.

Bazıları bizi yazılarımızdan, bazıları katıldığımız radyo programından, kimileri de kısa bir süre önce yayınlanan Kedici belgeselinden tanıyıp; yüz yüze görüşmeye geliyor. Gelirken de bize, yaşadıkları şehirlere özgü, Türkiye'de yaşarken hiç tatmadığımız ya da hasını hiç yemediğimiz yiyecekler getiriyorlar. Kayseri'den mantı ve pastırma (Celil vejetaryen ama ben bayılarak yedim tabii ki!), Datça'dan acı-tatlı biber reçeli ve bademli incir, Bursa'dan pekmez, Eskişehir'den Osmanlı helvası ve keçiboynuzu pekmezi, Malatya'dan kayısı, Adana'dan bulgur, Gaziantep'ten fıstık ve baklava... Daha neler neler... Özetle tam gurbetçiyiz :)
Bazı misafirlerimizle bağımız hiç kopmuyor. Bir önceki sene gelen misafirlerimiz, bizi görmek ve ülkenin farklı yerlerini keşfetmek için yeniden geliyor.  Ülkemizin her yerinden şahane insanları ağırlamak bizler için gerçekten çok keyifli!


Türkiye dışından da çokça konuğumuz oldu bu sene. Brezilya, Ukrayna, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, Kanada, Amerika...

Bizimle olmayı seçen, üstüne bize değer verip hediyeler getiren herkese çok çok teşekkür ederiz.


2016 yaz sezonu 30 Eylül'de bitmişti ve biz sonrasında çok sakin bir sonbahar ve kış sezonu geçirmiştik. Bu sene hiç öyle olmadı. Yaz sezonu biter bitmez, yazın gelemeyen ancak ülkeyi keşfetmek isteyen misafirlerimiz gelmeye başladı. Kimi Montenegro'ya yerleşmek istiyor, kimi yatırım amaçlı ev almak istiyor ve internetteki bilgi kirliliği sebebiyle neye inanacaklarına emin olamıyorlar. Haklılar; zira nedense kimse tam olarak yasaları açıklamıyor, satmayı hedefledikleri evlerin imarına iskanına bakmıyor; belgeler yerel dilde olduğundan belli ücretlere anlaştıkları kişilerle, Türkiye'de görmeye alıştığımız dümenleri burda da çevirmeye devam ediyorlar. Buraları araştırırken bize ulaşan insanlara, danışmanlık ve emlak hizmetleri de sunuyoruz son iki senedir. Dolayısıyla sonbahar ve kış sezonumuz da buraya yerleşmeye ya da buraya yatırım yapmaya karar veren misafirlerimizle geçiyor...

...Derkeeeen çok sevdiğimiz evimizin üstüne 2 kat daha çıkmaya karar veren apartman sakinleri, sonunda belediyeden izni koparıyorlar ve anlaştıkları firma çok yüksek teknolojiyle (!) çalıştığından bizim eve yağmur yağdırmayı başarıyorlar. Biz İstanbul'dayken de evimizin aktığı oldu ama yağmur kısmını ilk kez deneyimledik. Hayat bizi ne zaman bir yerden kovmak istese, su kullanır. Ülkeden bile su kullanarak kovdu zira :) Bu sefer de çok sevdiğimiz evimiz bizi resmen dışarı attı. Daha önce de bahsetmiştim; ülkenin ana geçim kaynağı turizm ve tüm ev sahipleri evlerini yazın gecelik ya da sezonluk kiralıyorlar. Kimse uzun dönem evini kiralamayı sevmiyor, istemiyor ya da çılgınca paralar istiyor. Eşyalarımızı valizlere doldurduk, evin kuru kalan 3-5 noktasında uyumaya çalıştık 1 hafta kadar. Başladık ev aramaya. İşimiz emlak da olsa kiralık ev bulmak bizi yine de zorladı. Sağolsun herkes seferber oldu ve biz yeni yuvamızı bulduk.

Yuvayı bulduk bulmasına ama taşınmak hiç de kolay olmadı. Eski evimizle yeni evimiz arası yürüyerek 5 dakika ve arabamızı iki ev için de aynı yere parkediyoruz. Dolayısıyla eşyalarımızı arabaya yükledik gibi bir durum olamadı. Kıyafetlerimiz, kitaplarımız, mutfak eşyalarımız, çiçeklerimiz, ayakkabılarımız derken 100-150 tur yaparak 10 günde ancak taşındık bilek gücüyle. Arkadaşlarımız da yardım ettiler sağolsunlar. Her gün çalışıp bir de üstüne taşınınca, bedenler isyan etti ve ikimiz de çoook hasta olduk. Geçen hafta sesim beni terketti! Şu an halen tam iyileşmiş sayılmayız zira halen yatıp dinlenecek vaktimiz olmadı. Daha da olacak gibi görünmüyor çünküüü yılbaşı turlarımızla ev alan misafirlerimizin oturum başvuruları birleşmiş durumda. Binlerce şükürler olsun diyorum elbette bu yoğunluğa! Hareket berekettir ve benim gibi hiperaktif bir canlı başka türlü varolamaz :) Geçen hafta sesim tamamen beni terkettiğinde bile çalışmayı bırakmayıp, misafirlerimizle yazarak anlaştım :)) Siz düşünün işte :D



Özetle zaman geçiyor, biz yarın yeniden oturum ve çalışma izinlerimizi yenilemek için başvuruyoruz. Bir maceraya mı atılıyoruz, nasıl olacak, neler olacak derken iyice buralı olduk :) 2015 Aralık'ta Tivat'ta yaşayan tek Türk çift bizken, şu an sayısını bilmediğimiz kadar Türk doldu buralar da...
İyisiyle...ve her yerde olduğu gibi kötüsüyle...

En yakın zamanda, yeni maceralarımızla görüşmek üzere!



Yatırım ve Emlak

Aslında bir süredir yatırım ve emlak konularında sizlere yardımcı olmaya çalışıyoruz. Hatta internet sitemizde bununla ilgili bir bölüm bile var. Ama biraz kıyıda köşede kalmış olacak ki, çokça soru almaya başladık bu konular hakkında. Yeri gelmişken buyrun efendim ilgili bölüm: CELİPE PLUS


Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları

Bu sefer de sizden gelen soruları derledik; her birine sayısız kez yanıt vermiş olmamıza rağmen, bir de buradan cevaplayalım dedik. Belki birilerine kılavuz olur, belki yeni sorular doğurur, belki de hayat stresi içinde yüzünüzde bir tebessüme sebep olur. Hadi başlayalım ve şimdiden her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola demeyi unutmayalım.

Montenegro mu, Karadağ mı?
Aslında Crna Gora! Yani ülke halkı, ülkesine böyle diyor kendi dilinde! Karadağ Türkçesi, Montenegro İngilizcesi. İşin iyi tarafı, 3 isim de aynı anlama geliyor. Akıl karışıklığına karşı bir de örnek vermek gerekirse: Deutschland, Germany, Almanya gibi.


Montenegro nerede?
Adriyatik denizine kıyısı olan, güzel bir Balkan ülkesi Montenegro. Detaylı cevap bir Google Maps kadar yakın! Eski atlaslarda aramayın, o kadar da eski bir ülke değil.

Montenegro’ya yerleşmek istiyorum ama ülkeyi hiç görmedim, ne tavsiye edersiniz?
Ülkeyi görün.


Montenegro’da yapılabilecek az riskli, bol karlı işleri söyler misiniz?
Hayır, söylemeyiz. Bütün az riskli ve bol karlı işleri listeledik ve yalnızca eşimize dostumuza söylemeye karar verdik :)


Tatile geleceğimiz tarihlerde orada hava nasıl olacak?
Kesinlikle güzel olacak. Belki güneşli, belki rüzgarlı, belki yağmurlu. Her havanın kendine göre bir güzelliği var, değil mi?


Sahte çanta ve hediyelik eşya dükkanı açmak istiyorum, yardımcı olur musunuz?
Aradığınız Celipe’ye şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar denemeyin.


Büyük paralar isteyip, kolay yoldan Avrupa vatandaşı  olmayı vaad edenler var; bunlar gerçekleri yansıtıyor mu? Ne dersiniz, güvenebilir miyiz?
Zamanında Boğaz Köprüsü'nü ucuza satın alanlar, olmayan adadan villa sahibi olanlar hatta üretilmemiş arabaya para yatıranlar oldu. Belki paranızı kaptırır ve Avrupa vatandaşı olamazsınız ama iyi tarafından bakacak olursanız, torunlarınızı bile güldürecek bir efsanenin parçası olmuş olursunuz. Cep telefonu alırken bile dünya kadar araştırma yapıyorsunuz. Üşenmeyip birkaç Google araması yapın, konsoloslukla görüşün ki canınız yanmasın.


Geçen sezon ne kadar para kazandınız?
Yabancılara bu tip sorular sorulmaması gerektiği, daha çocukken öğrenilmeli.  Biz hayatımız boyunca birbirimize bile sormadık bu tip soruları. Fazla merak, kedi için bile zararlı, değil mi?


1 haftalık bir tatil kaça mal olur? Ortalama?
Bedavayla 1.000.000 Euro arası! Hostelde mi yoksa size özel adanızda mı kalacağınıza, otobüsle mi yoksa özel jetle mi gelmek istediğinize, tek başınıza mı yoksa sahip olduğunuz futbol takımıyla beraber mi geleceğinize ve daha bir çok değişkene göre farklılık gösteriyor.


Montenegro’ya göçmek istiyorum, ne iş yaparım?
Açıkçası bunun cevabı bizde değil sizde. Yetkinlikleriniz, yapmak istedikleriniz belirler işinizi. Bize kalsa her birinizin mühendisler, doktorlar, bilim insanları olmanızı isteriz tabii ki. Ama, sonuçta kısmet! 


Ülke içi ulaşım nasıl?
Sahil kıyısındaki şehirler arası karayolu ulaşımı çift yön geliş gidiş. Ortalama seyir hızı 60 km/s.
Kuzeye doğru gittikçe ülke adının hakkını daha çok veriyor. Dağ yolları, virajlar, virajlar.. Ortalama seyir hızı ???.  Mesafenin az görünmesine kesinlikle aldanılmamalı. Buranın şoförlerini ise anlatmıyor, ülkenin devlet kanalında yayınladığı videoyu izlemenizi öneriyoruz.


Tren var mı?
Var, ancak asıl var oluş amacı Bar limanı ve Belgrad arasında yük taşımak. Yolcu da taşıyor ama ona da yükmüş gibi hissettiriyor. Ancak güzargahı inanılmaz derecede manzaralı. Sahil şehirleri arasında tren bağlantısı yok.


Ülkede gaz var mı?
Lpg az da olsa araçlarda kullanılıyor. Doğalgaz yok. Zaten her evde ısıtma da yok. Isıtma varolan evlerde sıkça elektrik kullanılıyor. Eski evlerde odun sobası hala en gözde çözüm.


Büyük zincir markalar var mı?
Yok, olmaması için de gayret gösteriliyor.  Umarız bu gayret sürer. Sonuçta her yerin de birbirine benzemesi gerekmiyor.


Biz yılların turizmcisiyiz, orayla da iş yapmak istiyoruz, piyasayı ele geçireceğiz,  görüşebilir miyiz?
Biz yılların turizmcisi değiliz. Olmak da istemiyoruz.  Bu zihniyetin Türkiye turizmini ne hale getirdiği ortada.  Biz vurguncu turizm yapmak istemiyoruz; yaşam şartları her geçen gün daha da zorlaşırken, tatil olgusunun çok kıymetli olduğunu biliyoruz. Her misafirimizin tatil planını, bu özenle hazırlamaya çalışıyor, takdiri ve son kararı necip Türk Milleti'ne bırakıyoruz.


Ücretsiz yardımcı olur musunuz?
Kar amacı gütmeyen; insanlığın, hayvanların, tabiatın menfaatine bir takım projeleriniz ve uygulamalarınız varsa seve seve yardımcı olmaya çalışırız. Kar etmeyi planlıyor ve ücretsiz yardım talep ediyorsanız, lütfen ticaret etiğinizi bir daha gözden geçiriniz. J


İnsanları nasıl?
Ortalama 46 Kromozomlu, tipik homo sapiens. Biz  Celipe olarak 650.000 kişilik Montenegro  için, ortalama bir tarif yapılamayacağı kanısındayız. Nasıl ki 80.000.000’luk Türkiye için, hatta herhangi bir ülke için yapılamayacağı gibi.   İyi insanlar ve kötü insanlar var, her yerde olduğu gibi.


Türklere bakış açıları nasıl?
Biz ilk geldiğimizde Türkleri yalnızca dizilerden tanıyorlardı. Genel hissettiğimiz duygu sempati ve hayranlık, özellikle İstanbul’da yaşayanlara.  Bir takım kumar müşterisinin, hayal tacirinin, sahte ürün satıcısının, tacizci esnafın, tekstil artığının, hediyelikçi aymazın ve dahi bir kaç kendini bilmezin 2 yıllık çabasıyla zaman zaman hayal kırıklığı ve şüphe.  Umarız güzel insanlarımız buraya daha çok gelecek ve kötü Türk intibasının oluşmasını tez zamanda engelleyecektir.


Okul & Eğitim durumları nasıl?
İlk, orta, lise düzeyinde devlet okulları ve özel okullar mevcut. Devlet okulları için yerel dili bilmek şart. Montenegro Üniversitesi devletin. Özel üniversite 2 tane. Ama bizce en önemlisi : Nerede okurlarsa okusunlar, gördüğümüz bütün çocuklar mutlu. Güçlüler, sokaklarda oynuyorlar, sınavlara boğulmamışlar, teknolojiye teslim edilmemişler, dini hesaplara alet edilmiyorlar ve kimse onları taciz etmeyi aklından geçirmiyor.
  

Sağlık hizmetleri ne durumda?
Açıkçası pek sağlık hizmeti yok. En büyük devlet hastanesi, kızılay dispanseri boyutunda. Bir çok farklı rahatsızlığa aynı doktor bakıyor. Ciddi durumlarda, hasta Belgrad’a ya da İstanbul’a gönderiliyor. İşin iyi tarafı, hasta olmamaya çalışmanın, sağlık üzerinde olumlu etkileri var; en azından bizim için!


Montenegro’yu keşfetmek istiyoruz, önerileriniz nelerdir?
Sitemizi inceleyin, başlıca tatil beklentilerinizi belirtin, tatil yapmak istediğiniz tarihi, kişi sayınızı ve ortalama bütçenizi de ekledikten sonra, daha fazla kafa yormak istemiyorsanız, gerisini bize bırakın. Biz sizin için en uygun olanı planlayalım.


Yerleşmek, şirket kurmak ya da emlak satın almak istiyoruz, atılacak adımlar neler?
Öncelikle ülkeyi görmeniz gerekiyor, biz ne kadar anlatsak da kendinizin görmesi her zaman daha iyi. Size amaca yönelik bir tur hazırlıyoruz. Montenegro’ya geliyorsunuz, ihtiyaca yönelik şehir gezileri yapıyor, bir yandan da bürokratik süreci başlatmış oluyoruz. Burada olası sorularınıza daha doğrudan cevaplar buluyor, ülkenin sunduğu imkanları kendiniz tecrube etmiş oluyorsunuz. Sonuçta amacımız, kendi başınıza uzun zaman alacak süreçleri, sizler için kolaylaştırmak ve hızlandırmak.


Oraya alışabildiniz mi? Hayat nasıl?
İstanbul'dan sonra, haliyle her şey yavaşlamış gibi oldu. Sonra nabzımızı ülkeye göre ayarlamaya başladık. Telaşlardan uzak tutmaya çalıştık kendimizi. İçinde yüzülebilen bir denize, göz alabildiğine yeşile ve tertemiz bir gökyüzüne alışmak kolay oldu haliyle. Tacizsiz, hırsızsız, otostop çekerken böbreği kaybeder miyim korkusuz bir ülke burası... Bazen bir özlem dalgası sarıyor ne yapsak da; ama sonra farkediyoruz ki asıl özlediğimiz geçmiş zamanın hayalleri. Arkadaşlarımız ziyaretimize geliyor, sağ olsunlar, burada da yeni arkadaşlıklarımız var, yeni yollar yeni maceralar!  
Peki kötü şeyler oluyor mu? Tatsızlıklar?  
Olmaz olur mu, tabii ki. Ama zannetmeyin ki, tatsızlıklar Montenegrinlerle ilgili. Buraya yerleştiğimiz günden beri sanırım 5 büyük can sıkıcı olay yaşadık. 5'i de yine maalesef ki Türklerle ilgili. Kimi buraya yerleşmiş olan, kimi buraya yerleşmeye çalışan, kimi yalnızca tatil için uğrayan, kimi arkadaşımızmış gibi davranan, kimi ise biraz mecburiyetten yolumuza çıkan. Özetle yalnızca aynı pasaportu taşıdığımız insanlar; bizi dolandırmaya, işimizi, ilişkimizi, arkadaşlıklarımızı ve hatta yeni kurmaya çalıştığımız hayatı bozmaya çalıştılar. Evet, bir süre moralimizi bozdular ama bize neden yeni bir hayat kurmaya çalıştığımızı, istemeden de olsa hatırlatmış oldular. Ve bir de tabii ki, iyi insan olmanın dil, din ya da bayrakla bir alakası olmadığını!!!


Memleketten gelirken ne getirelim size?
Ortalama bir gurbetçi hayal edin, işte onun  vejetaryen versiyonu! (Evet, balık da yemiyor vejetaryenler :)) En temel ihtiyaçlar, en öncelikli tabii ki. Ama çılgın olmaktan da çekinmeyin. Hediyeyi son dakikaya bırakırsanız, havaalanında kötüden hallice lokum bulursunuz ki, o da size yakışmaz :)