15 Temmuz Montenegro Mağdurları...

Montenegro'da Yaz

Turlar tüm hızıyla devam ediyor, ben her yeni olay ve grupta tecrübe kazanıyorum. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?"lardan, havaalanını küçük bulup "Burası da ülke mi canım resmen kazıklandık!"lara, İstanbul'da kendi bilinciyle satın aldığı turdan haberi olmayıp, turu ben satmışım gibi benden şikayetçi olanlara kadar; aslında kendinden ve hayatından mutsuz olan, bu mutsuzluğu da ezebileceğine inandığı insanlardan çıkarmaya çalışan kimselerle muhatap olmak zorunda kalıyorum bazen. Normal İpek'in vereceği cevapları vermemeyi, ince ince laf söylemeyi öğreniyorum ve her biri hakkında hikayeler yazarak eğleniyorum.

Şükür ki şanslıyım; sezon boyunca çok az sıkıntılı müşteriyle muhatap oluyorum. Genelde keyifli turlar yapıp, şahane insanlarla tanışıyorum. En sevdiğim gruplarla ilgili küçük hikayelerimi ileride paylaşacağım ama şimdilik Gaziantep'in güzel insanlarına, Kapadokya'ya, valiz kaybedenlere, Montenegro'ya Türk bayrağı taşıyanlara, Tuzla'yı güzelleştirenlere ve birlikte tur yapıp çok eğlendiğimiz tüm gruplara selam olsun :)      

11 Temmuz 2016

Havaalanında karşılama yapıyorum. 20 kişilik, geneli genç, orta yaşlısı dinç, enerjik ve mutlu bir ekip geliyor.  Yaşı ortalamanın üstünde 2 anne ve 1 anneannemiz var grupta; ki hepimizi ceplerinden çıkarırlar.

Bir anneanne-anne-kız üçlüsüne; İstanbul'daki acentadan, Budva merkezde denilerek ve ellerine herkese verilen tur programı verilerek satılan paketin oteli, Budva'ya 35 km. mesafede. Bana verilen listede, bu 3 kişi için sadece transfer yapacağım yazıyor. Daha öncesinde de, başka müşterilerle aynı sebepten çok fazla sorun yaşamışlığım var... Otel öyle bir yerde ki; otobüs otelin önüne kadar giremiyor ve biz misafirleri anayol üzerinde bırakmak zorunda kalıyoruz. Her müşterinin bu duruma tepkisi çok farklı oluyor. Ben elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum ancak kimisi öyle tepkiler veriyor ki, içimdeki yardım hissi direk sönüyor. Amaaa Pelin, annesi ve anneannesi o kadar tatlılar ki; evimizde yer olsa misafir edeceğim!

Grupla yaptığımız Budva turunun ardından, ben misafirleri otellerine yerleştiriyor; ertesi gün Kotor Körfezi turunda görüşmek üzere yanlarından ayrılıyorum. Pelin de tura katılmak istiyor ancak kaldığı yerden turlara katılabilmesinin tek koşulu sabah kalkıp Budva merkeze gelmek ki bu hiç de kolay değil. Ben iyi insanların dileklerinin, bir şekilde gerçekleşeceğine inanırım. İrtibatta kalalım, ben buradaki firmayı arayıp soracağım yapılabilecek bir şey var mı diyorum. Akşamına mucize gerçekleşiyor. Başkentten çıkıp Budva'ya gelecek bir araç, Pelin'i alabiliyor.

12 Temmuz 2016
 
Katılımcılarla önce Kotor'a, ordan Perast'a, son olarak da Tivat'a gidiyoruz. Hepimiz çok uzun zamandır arkadaşmışız gibi bir hava var ortamda. Çok keyifli geçiyor gün. Yemeli, içmeli, yüzmeli, gıybetli... İki balayı çiftimiz var. Hatta bir çift, çok yorgun ve uykusuz olduklarından bu tura katılmak istememişti ancak kendilerini kandırmayı başardığıma hep birlikte memnun oluyoruz. Perast'ta Sevda Hanım'ın gözleri dolarak anlattığı, kaybettiği eşiyle olan aşk hikayesini dinleyip birlikte hüzünleniyor; Tivat'ta "Suleyman Tatlısı" yerken birlikte keyifleniyoruz.

Grup diğer turlara katılmak istemiyor zira Montenegro'nun en büyük festivali olan Sea Dance zamanı. Kimi deniz-güneş tatili yapmak isterken, kimi festivalin keyfini çıkarmak istiyor. Budva, sezonun en kalabalık zamanını yaşıyor. İğne atsan yere düşmez denir ya, aynen  öyle! 16 Temmuz sabahı dönüş transferinde buluşmak üzere ayrılıyoruz.

15 Temmuz 2016

Herkese erkenden, ertesi sabahki transfer saatini mesaj atıyorum ve Celipe'ye gelmiş misafirlerle tura çıkıyorum. Akşam tek tek müşteriler aramaya başlıyor. "Durumdan haberiniz var mı?", "Yarın için bir değişiklik var mı?" soruları karşısında neler olduğunu bilmediğimden küçük bir şaşkınlık yaşıyorum. Bu minnak şaşkınlığım "Türkiye'de darbe oluyor!" cümlesiyle büyük bir şoka dönüşüyor. Hemen eve koşuyoruz Celil'le ve yayınları izlemeye başlıyoruz.

Ben bir yandan da buradaki firmayı arıyorum bilgilendirmek için. Onlar da az önce Türkiye'deki acenta tarafından arandıklarını ve neler olduğunu anlamadıklarını söylüyorlar. Ben bir Türk olarak anlamıyorum, siz nasıl anlayacaksınız ki diyorum içimden.

Görüntüler müthiş anlamsız. Köprüde bir tank ve birkaç asker, bildiri okunan bir TV... Bütün politikacılar serbest ama meclis bombalanıyor haberleri geliyor. Bir arkadaşımın Atatürk havalimanına inen uçakta mahsur kaldığını öğreniyorum olaylar sebebiyle. Neyi izleyip neyi okuyacağımızı şaşırıyoruz. Ailelerimizi, arkadaşlarımızı arıyoruz. Bugün öleceğiz diyor biri... Bombalar patlıyor diyorlar. Her şey o kadar anlamsız ki! Misafirler sürekli arayıp ertesi gün ne yapacağımızı soruyorlar çünkü THY uçuşları iptal ve festival sebebiyle Budva'da kalacak çadır bile yok! Sabah otelden çıkış yapmak zorundalar ve sonra? Sonrası meçhul...

Sabaha kadar telefonlar kesilmiyor. Acentalar, müşteriler, arkadaşlar, aile bireyleri... İzlediklerimiz, okuduklarımız beynimizin hiçbir yerine oturmuyor. Orda olup yaşananlara şahit olmak bambaşka bir psikoloji tabii ki, asla kıyaslanamaz yaşanılan korku ve çekilen sıkıntılar... Ancak uzakta olmak da çok acayip duygular yaşatıyor...

16 Temmuz 2016

Sıfır uykuyla geçen gecenin ardından misafirlere sadece başkentte kalacak bir otel bulunabiliyor. Bana saat 5 gibi gidip müşterileri almam, kendime bir valiz yapmam ve müşterilerle başkentte kalmam söyleniyor zira ne zaman gidebilecekleri ve yeni grubun ne zaman geleceği belli değil. Kendime minik bir valiz yapıyorum her şeyden yabancılaşıp. Celil hiç mutlu değil tabii bu durumdan zira özellikle böyle zamanlarda birbirimize çok ihtiyacımız oluyor... Birbirimizden başka tutunacak kimsemiz yok burda...

Festival zamanı çok trafik olduğu, burda yaşayan herkesin malumu. O sebeple evden 2 saat önce yola çıkıyoruz Celil'le. Normalde 30 dakika süren Tivat-Budva yolunun 3 saat sürebileceğini düşünemiyoruz! Misafirleri almaya ilk kez geç kalıyorum! Şöför topluyor herkesi ve bir cafeye götürüyor. Beni bekliyorlar. Herkes aşırı stresli, ellerde telefon. Başka grup olsa beni çiğ çiğ yerdi diye düşünüyorum ama öyle bir durum ki yaşanan, baya tek yüreğiz. Benim geç kalmam konu bile edilmiyor...

Başkente doğru yola çıkıyoruz. Konuşacak mecalimiz yok. Herkes ilk birkaç dakika duyduklarını, gördüklerini paylaşıyor ama olanları kimsenin aklı almıyor.

Başkente varıyoruz, otele yerleşiyoruz ve ertesi sabah uçağın kalkacağı haberini alıyoruz. Diyorum ki "Tatilinizi olabildiğince keyifle bitirin. Hep birlikte yemeğe çıkalım! Sizi başkentin en ünlü restoranına götüreyim ve yerel tatları deneyin". Herkes sıcak bakıyor bu fikrime ve lobide buluşmak üzere 15 dakika sonraya sözleşiyoruz. Ben dahil 21 kişi için 6 taksi çağırıyoruz.



Uzuuun bir masa kuruyoruz. Herkesin eli telefonda, twitter kontrolünde... Tamam diyorum bakmayalım bir süre. "Benle 1 tura çıktınız ama ne kadar candan dilemişseniz tekrar birlikte olmayı, geri dönemediniz" diyorum ve başlıyor muhabbet. 2 saat çalıyoruz hayattan. Telefonlara bakmadan, yemeklerin tadına vararak, hüzün barındıran gülüşmelerle birbirimizi daha iyi tanıyıp kaynaştığımız; hepimize ilaç 2 saat...


17 Temmuz 2016

Sabah kalkıyoruz ve havaalanı yolunu tutuyoruz. Hiçbiri geri dönsün istemiyorum. Hepsinin gözlerinde alev alev yanan korku ve endişeyi görüyor, çok üzülüyorum. Onları neşelendirmek ve kendime de onlardan bir anı bırakmak için toplu fotoğraf çekimi öneriyorum. Onları yolcu edip yeni gelen grubu dolu dolu gözlerle karşılıyorum.

Hayatımda yaptığım en zor karşılama... Herkesin suratında tarifsiz bir mutsuzluk, bir hüzün... Ben hep enerjik ve bol neşe dolu karşılarım grupları. Ülkeyi, buraya nasıl göçtüğümüzü, birlikte neler yapabileceğimizi anlatırım. Hiçbir şey anlatamıyorum tam olarak o gün. Her şey yarım... Ve ben ekstra turları anlatırken, bir kadın: "Sadece selasız bir uyku çekmek istiyoruz" diyor. Boğazımda düğümleniyor sözlerim. Herkesin birbirine zoraki gülümsediği bir Budva turu sonrası grubu otellerine bırakıp eve dönüyorum.

Kulaklarımda yankılanmaya devam eden cümle; inananların kutsal, huzur verici hatta koruyucu bulduğu bir sesin, nasıl korku salan ve ümitsizliği besleyen bir uyarıcıya dönüştüğünü açıkça özetliyor. Eve dönüp olanları Celil'e anlatıyorum. Sözlerimiz tükeniyor ve konuşmadan Zeki Müren'e sığınıyoruz.

Toplumun yaşadığı travmanın izleri ne zaman silinir bilinmez ama aldığım o cevabın izi benden asla silinmeyecek...


Not 1: 11-16 Temmuz grubundan iki güzel insan Aysun ve İlker'in bir kızı olacak birkaç güne. Hesaplarıma göre bir Montenegro bebeği olabilir :) Kızınız hayatınızı daha da güzelleştirsin! Bizle tanıştırmaya da getirin :))


Not 2: 1 ay sonra hayatınızın geri kalanını şekillendirebilmek için bir söz hakkınız var. Bu hakkı kullanın. Geçen seçimde yurtdışında yaşayan 2 milyonu aşkın Türk'ün sadece %8'i oy kullanmış. Yurtdışında; refah seviyesi yüksek, sosyal güvencenin, hakkın hukuğun işlediği ülkelerde yaşıyorsunuz diye Türkiye'de olan bitene sırtınızı dönmeyin! Gittiğiniz her yerde (vatandaşlık alsanız bile) Türk kalmaya devam ediyorsunuz, elinizdekilere güvenmeyin. 5 dakikada değişir bütün işler.
Yurtdışında oy kullanabileceğiniz sandıkların listesi aşağıdaki linkte:   http://www.ysk.gov.tr/ysk/content/conn/YSKUCM/path/Contribution%20Folders/SecmenIslemleri/Secimler/2017HO-Temsilcilikler.pdf  
Nedenini ve kimin kararı olduğunu bilmiyorum ancak Türk Büyükelçiliği olan her ülkede oy kullanılamıyor. Bu durum sizi yıldırmasın. 1 oy bile çok önemli! Lütfen gidin ve oyunuzu kullanın.

Yurtiçi ve yurtdışı seçmenleri, bir daha söz söyleme hakkınız olmayabilir!
KOYVERME OY VER!



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder